Aneze Aşireti ve Osmanlı Arşivlerindeki Yeri | Beytullah İmzaoğlu Makaleleri
 
ANA SAYFA
HAYAT HİKÂYESİ
GARİP DUYGULAR
ŞİİRLER
YAZILAR
MİSAFİR DEFTERİ
İRTİBAT
 
 
Efendimiz(s.a.v)'in Muhtasar Hayatı
 
 

Tavsiye Ettiğim Kitaplar

Değerlendirme Makalesiyle
 
 
 
Aneze Aşireti ve
Osmanlı Arşivlerindeki Yeri


*Makalenin sadece giriş ve netice bölümüdür.
**Tamamı inşaallah ilmi mecmualarda neşredildikten sonra burada olacak.

Bu makale Prof. Dr. Davut HUT Hoca'ya Yüksek Lisans final vazifesi olarak takdim kılınmıştır.


      ...

      Aneze Aşireti ve Osmanlı Arşivlerindeki Yeri
A) GİRİŞ:
Osmanlı Devleti’nin Arap coğrafyasındaki hâkimiyeti pek çok eserlere mevzuu olmuş bir bedahettir. Biz de naçizane bu makalemizde Osmanlılar ile Osmanlı-Arap coğrafyasındaki bir aşiret “Aneze” arasındaki münasebet hakkında kısa bir araştırma yapacağız.
Evveliyat ile Aneze Aşireti hakkında muhtasar bilgiler verip ardından Devlet-Aşiret, Aşiret-Aşiret, Aşiret-Meskun Ahali ve dolayısı ile Meskun Ahali-Devlet arasındaki münasebeti kısaca izah edeceğiz. Kaynaklarımız ağırlıklı olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivi olup, birkaç araştırma esere de başvurmuş bulunuyoruz.
Osmanlı Devleti; 1300’lerden itibaren Dünya siyasetinde yavaş yavaş yer almaya başlamıştır. Evvela Rumeli ve Anadolu’yu feth eden Osmanlılar ardından müstemlekeci devletlerden dindaşları olan Müslüman ahaliyi ve Haremeyn’i kurtarmak kastı ile Arap coğrafyasına yönelmişlerdir.(1) Osmanlıların Arap coğrafyasındaki hâkimiyetinin derecesi zikzaklı olmasına rağmen I. Cihan Harbi’nin nihayetine kadar devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin Arap coğrafyasına yönelmesinden sonra karşısına çıkan kabilelerden birisi de Aneze idi.

      ...

      ...

      C) NETİCE:
Osmanlı Devleti bir takım sebeplerle Arap coğrafyasını kontrol altına almak mecburiyetinde kalmıştır. Buralarda kadim yapılarla karşılaşan idareciler, bunları ana hatlarıyla muhafaza ederek riyasetlerini devam ettirmiştir.
Hakimiyet altına alınan coğrafyada yaşayan pek çok şehirli, konar-göçer ve bedevi hayatı yaşayan zümreler vardı. Bedevi hayatı yaşayanlardan birisi de Aneze Aşireti idi. Vesikalarda zaman zaman aşiretin çoğulu olarak “Aşair” kelimesinin geçmesinden de anlaşılacağı üzere, Anezeliler çok kalabalık ve geniş bir coğrafyada yaşıyorlardı. XVII. asırdan itibaren bölgenin en güçlü yapısı hâline gelen Anezeliler ile devlet daha yakından münasebetler kurmuştur. Münasebetler umumiyetle Hac yolunun emniyeti ve coğrafyadaki asayişin devam etmesine müteallikti.
Devlet ve aşiret arasındaki münasebetler umumiyetle maaş ödenmesi, maaş talebi, şeyh/reis tayini veya tasdiki, cezalandırma-mükafatlandırma, iskan gayretleri ve bir takım sair projeler üzerinden cereyan ediyordu. Osmanlıların bölgede yaşayanları kendi vatandaşları olarak gördükleri ve devlet felsefeleri icabı ciddi projeler istihsal ettiklerini görüyoruz. Telgraf hatlarının çekilmesi, Hicaz ve Bağdad demiryolları projeleri, Fırat nehri üzerinde elCezire için düşünülen projeler hep bunlara misal teşkil etmektedir.
Aneze aşireti ve sair aşiretler ile çarpışmalar, yağmalar, tasallutlar hiç eksik olmuyordu. Bu meyanda Aneze’nin en büyük rakibi Şammar idi. Aşiretler arası ittifak arayışları da olduğu gibi bu hususların devleti tedirgin ettiği de görülmüştür. Aneze’in sadece diğer aşiretlere karşı değil meskun ahaliye karşı da benzer yağma, tasallut, gasp gibi faaliyetleri olurdu. Devletin bunlara mani olmak için daima tetikte olduğu ve bu tarz hareketlere son vermek istediği görülmektedir.
Meskun ahalinin de bu menfi fiillere karşı devletten haklarını istedikleri hatta doğrudan sultandan bunu talep ettiklerini araştırmamız neticesinde görmüş bulunuyoruz.
Devletin aşirete bakışını az evvel tebarüz ettirmiştik. Peki aşiretler devlete nasıl bakıyordu? Bu hususta Yâver-i ekrem, Müşir Ahmed Şakir Paşa’nın sözlerine tekrar atıfta bulunacağız: “Bunların hepsi Müslüman olmaları hasebiyle dini ve siyasi açıdan Osmanlı Devleti’ne bağlılıkları ne kadar kuvvetli ise de, idari açıdan durum tam tersidir ve bağlılıkları o kadar zayıftır.” İdari cihetten rabıtalarının zayıf olmasının sebeplerinden bir tanesi ise kadim/bedevi hayat tarzları icabı hürriyete ve kayıt altına alınmamak istemeleriydi.
Son söz olarak şunu ifade edelim ki Osmanlı Devleti, 4 asır kadar Arap coğrafyasına hükmetmiştir. Bu hakimiyetleri I. Cihan Harbi neticesi fiilen bitmiştir. Araplar ise umumiyetle devlete sadık kalmışlar ve onları başları kabul etmişlerdir.

Ve minellâhittevfîk! (Muvaffakiyet Allah'tandır.)
''Esselâmu alâ men ittebe'al hüda'' (Hidâyete tâbî olanlara selâm olsun.)
Beytullâh İmzaoğlu
Mazinli
OCAK 2017

 

 
Ana Sayfa - Terceme-i Hal - Garip Duygular - Şiirler - Misafir Defteri - İrtibat